Tarihte insanlar birçok açıdan etik olmayan; bazen gözler önüne serilerek, bazen de büyük bir titizlikle gizlenmiş deneyler ve çalışmalar yapmışlardır. Bu yazının konusunu oluşturan “öjeni” kavramı da bunlardan sadece bir tanesi.
Öjeni kelimesi Yunancada ‘eu-genes’ yani iyi doğan anlamına gelmektedir ve kısaca insan genlerinin kalitesini düzeltmeyi amaçlayan tüm etkinliklere denir. Aslında bu fikri bahsedeceğimiz öjeni kavramından daha insani bir şekilde ilk ortaya atan Platon’dur. Platon, sağlıklı ve güçlü bireylerin üremesinin devlet eliyle artırılması fikrini ortaya atmıştı. Bu fikri kısmen benimseyen sayısız lider de daha zahmetsiz olana kaçıp “Öyleyse zayıf olanları öldürelim.” diye düşünerek birçok katliama sebep oldu. Bu fikri benimseyen toplumlar da vardı. Örneğin Spartalılar kendi toplumlarında üstün bir ırk sağlayabilmek amacıyla çocukları vahşi ormana bırakır, ölenler ölür ve hayatta kalanlarla birlikte amaçladıkları üstün ırkı sağlamış olurlardı.

Aslında Platon’un önerdiği bu fikir özünde daha sağlıklı ve verimli insanların artmasını desteklediğinden dolayı pek de yanlış olduğu söylenemez. Ama bu masum fikir evrilip değişerek masum olmaktan çıkmış ve bilimsel olarak Charles Darwin‘in de kuzeni olan Francis Galton tarafından literatüre öjeni olarak geçmiştir. Galton “zayıf ve yetersiz” olarak nitelendirilecek insanları – ki bu insanlar genelde fakir, azınlık, siyahi ve ırkçılığa uğrayan insanlardı – kısırlaştırmayı ve dolaylı yoldan ölümlerini destekliyordu. Galton İngiltere’de yeterli desteği bulamamış ancak Amerika’da istediği karşılığı bulmuştu. California’da devlet destekli kurumlar açılmış ve testler sonucu yetersiz görülen azınlıklar ve fakirlerden oluşan 20 bin insan daha ilk etapta istekleri dışında kısırlaştırılmış, bazılarının ise ölümüne yol açılmıştı. Daha sonra 39 eyalet daha bu uygulamalara başladı. Hatta yetkililerden Oliver tam olarak şunu söylemişti:
“Bu kadar embesille yaşadığımız yeter.”

1970’li yıllarda açıklanan rakamlara göre bu uygulamalar sırasında Amerika yerlilerinden %50 ila %65 arası insan haberleri dahi olmadan çeşitli yöntemlerle kısırlaştırılmıştı. Bu uygulamalar Amerika ile kalmamıştı. Birçok Avrupa ülkesinde uygulanmış ama başı çeken Nazi Almanyası olmuştu. Adolf Hitler bu uygulamalardan övgü ile bahsediyor ve Almanya’da da uyguluyordu. Milattan önce 400’lü yıllarda Platon’dan kısmen verimli olabilecek olarak çıkan bu fikir, her zamanki gibi insanoğlunun acımasız zihninde evrilerek Yahudi Soykırımı’na sebep olacaktı. Kısa bir süre sonra sadece Almanya’da 400 bin kişi kısırlaştırılmıştı. Bu uygulamaları yavaş ve yetersiz bulan Adolf, ötenazi merkezleri açtırmıştı. Ötenazi kısaca bir insanın veya hayvanın yaşamı dayanılmayacak durumda olarak algılanması sebebiyle acısız bir şekilde kişinin isteğine bağlı olarak yaşamını sona erdirmek olarak söylenebilir. Ama bu merkezlerde yüzbinlerce insan istekleri dışında öldürüldü.
Nazi kampları, gaz odaları ve işkencelerle milyonlarca insan, insanoğlunun üstünlük yarışı ve acımasızlığı ile katledildi.
Kavramlar, uygulamalar ve devletler değişecektir ama üstünlük yarışı insanoğlunun doğası gereği asla bitmeyecektir.
Görsel kaynak: The Conversation










Yapmaya çalıştıkları şey hiçbir şekilde güçlü ve işe yarar bir toplum kurmak değilmiş aslında o her zaman ötekileştiren siyahı, fakir ve azınlıklardan olan insanların soyunu bitirmek ve bu da çok canice bence insanlık dışı
Bu arada yazı çok güzel olmuş 🙂
Yazı çok güzel olmuş. Tebrik ederim. Sanırım tarihte yaşananlar sadece şekil değiştiriyor. Dünya yine aynı dünya. Tek fark bunları göz önünde değil hissettirmeden yapmaları.
Kim kimden üstün bunun kararını verebilecek bir insan yok. Maden zengin kendini üstün sayıyor iyilik yapmak en büyük erdem ve üstünlüktür. Allahın dediği de bu değil mi? Zengin salaklar yüzünden dünya bu halde onların doymak bilmeyen gözleri hunharca dünyayı sömürdükleri için hastalıklar salgınlar var.
Yazı çok güzel .
Fikirlerinizi çok önemli, geri bildiriminiz için teşekkürler =)