Bu yazı, kitabı okumamış ve filmi izlememiş kişiler için sürpriz kaçıranlarla doludur.
Persepolis, Marjane Satrapi’nin yazıp çizdiği hem bir dönemi hem de yazarının hayatını anlatan bir çizgi roman. Marji’nin İrandaki devrim süreci ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor. Otobiyografik bir çizgi roman olan Persepolis, 2003 yılında yazarının çizimleriyle yayımlanmıştır. O günden beri çok ses getirmiş, basit çizimlerine rağmen etkileyiciliğiyle dikkat çekmiştir. Angouleme Uluslararası Çizgi Roman Festivali En İyi Hikaye, Harvey Kurtzman Ödülleri En İyi Yabancı Çizgi Roman, Time Dergisi Yılın En İyi Çizgi Romanları gibi birçok ödüle layık görülmüş ve listelere girmeye hak kazanmıştır. Romanın arka kapak yazısı şu şekilde:
İran’daki devrimin ülkeye ve insanlarına yaşattıkları, küçük bir kızın yetişkinliğe giden yolda deneyimledikleriyle iç içe geçiyor. Persepolis, Marjane Satrapi’nin kaleminden hem bir dönemi anlatan hem de zamanın çok ötesine giden bir çizgi roman.
Şah rejiminin düşürülmesi, İslam Devrimi’nin zaferi ve İran-Irak savaşının yıkıcı etkileri altında yaşama tutunmaya çalışan bir halk resmediliyor Persepolis’te. Siyasi baskının, radikal dinciliğin ve savaşın nelere mal olabileceği, sevincin ve gözyaşının birbirine karıştığı hikâyelerle anlatılıyor.
Dünya çapında yankı uyandıran, animasyon filme uyarlanan ve pek çok ödüle layık görülen Persepolis, karanlığa karşı birlik olmanın önemini anlamamızı sağlıyor. Ve hayatın her şeye rağmen devam ettiğini…

Türkçeye Elif Çelik tarafından aktarılan, Panama Yayınları’ndan çıkan eser 2017 yılında bu baskısıyla raflarda yerini aldı. Kitabın arka kapağındaki bilgilere göre, Marjane ‘Marji’ Satrapi, 22 Kasım 1969 İran, Reşt doğumlu çizgi film romancısı, Akademi ödülü adayı animasyon film yönetmeni ve çocuk kitabı yazarıdır. İran’da bulunan Fransız okuluna gitmiş ve okul yıllarında Şah’ın düşüşü, Ayetullah Humeyni rejimi ve İran-Irak Savaşının ilk yılları gibi önemli politik olaylara tanıklık etmiştir. 1983 yılında ailesi tarafından rejimden kaçması için Viyana’ya gönderilen Marjane Satrapi, lise yıllarında orada yaşamış ve Üniversite için İran’a geri dönmüştür. Tahran Azad Üniversitesi’nde Görsel İletişim bölümünü bitirmiş ve Starsbourg, Fransa’ya yerleşmiş olan yazar günümüzde Paris’te yaşamaktadır.
Kitap, 2007 yılında aynı isimle animasyon türünde sinemaya da uyarlanmıştır. Siyah-beyaz şekilde orijinal kitaba sadık kalınarak yapılan film eleştirmenler tarafından olumlu dönüşler almıştır. Film 2007 yılında Cannes Film Festivali‘nde Jüri Ödülü‘nü almıştır. Ayrıca Akademi Ödülleri‘nde En İyi Animasyon Film dalında aday olmuş fakat kaybetmiştir.

Kitapta İran’ı hem ekonomi hem de toplumsal konularda zora sokmuş, baskıcı şah iktidarının devrilmesini sevinçle karşılayan Marjane adındaki kızı ve ailesini anlatılıyor. Mollaların baskıcı yönetim anlayışı, akabinde başlayan Irak-İran savaşı başta Marji ve ailesi olmak üzere, İran’da baskıcı yönetime maruz kalmış aileleri ve hayatlarını acı bir şekilde anlatıyor. Bunu yaparken de dinin toplumlar üzerindeki etkisini, özellikle İslamiyet’in kadınlar üzerinde kurduğu baskıcı tutumu ve cinsiyetçiliği oldukça haklı sebeplerle sert şekilde eleştiriyor. Ülkesinde bulamadığı özgürlüğü batıda bulmasına rağmen, Marji başka bir coğrafyaya alışmakta ve yaşamakta zorlanıyor.
Baskıların başkenti sayılabilecek bir ülkeden özgürlükler dünyasına dalan bir genç kızın yaşadığı bocalamalar oldukça çarpıcı bir şekilde gösterilmiş. Marji’nin yaptığı hataları, çok eleştirilebilecek hareketlerini korkmadan çekinmeden anlatması takdire şayan. Yaşadığı kimlik çatışmaları, ne olduğuna karar verememesi, arada kalmışlık hissi, ergenlik buhranları dürüstçe, yargılanma korkusu olmadan yansıtılmış.

İran kültürüne, tarihine, mimarisine, edebiyatına ilgili biri olarak söyleyebilirim ki İran’a bu kitabın gözüyle bakmak, insana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Yazar, kitabın son bölümlerinde Doğu kültürüyle yetişmiş kadınların gelenekleri ve Batı heveslisi olması arasındaki ikilemi çok güzel tespitlerle görülüyor. Ancak bana göre tam anlamıyla oturmamış bir milli kimlik ve ideoloji kitapta çok bariz. Marji’nin Avrupa’da başına gelen uyuşturucu, cinsellik, alkol, evsizlik gibi durumlar insanı şaşkına uğratıyor. İran’da bile olsa özgür bir ailede yetişmiş bağımsız bir gencin ne kadar büyük hatalar yapabileceğini görüyoruz. Bütün roman boyunca ailesi tarafından Marji’ye milli kimliğiyle gurur duyması, ülkesini geliştirmesi gerektiğini söylerken sonuç bölümünde ailesinin bir daha asla İran’a dönmesini istememesi, Avrupa’da kendisine başka bir hayat kurmasını beklemeleri bana çok ilginç geldi. Belli başlı noktalarda kitabın yazılma amacının “İran’da böyle insanlar da var, biz onlardan değiliz, başka bir İran mevcut” düşüncesini yansıtmak olduğu hissine kapıldım. Bu düşünce romanda esas olmasına rağmen Batı övülüyor gibi bir düşünce oluşmasın. Marji’nin Avrupa’yı tüm gerçekçiliğiyle anlattığını görebilirsiniz. Duyarsızlık, ırkçılık ve içi boşaltılmış kavramlar Avrupa’nın kötü yönleri olarak anlatılıyor. Zaten kitapta yazar kendisinin ne Avrupalı ne İranlı olabildiğini söylüyor.

Anneannesi ve annesinin türban hakkındaki görüşleri –zorla başı örtülen kadınlar olmalarını göze alarak- kısmen haklı olsa da bazen çıkar o çirkin şeyi tarzındaki yorumları bir şeyin kabullenilmesinin zorla olmayacağı hatta o şeye karşı insanlarda öfke ve önyargı oluşturduğunu gösteriyor.
Marji’nin İran’a döndükten kısa bir süre sonra evlenmesi yaşadığımız coğrafyanın kararlarımız üzerindeki etkisini bizlere anlatıyor. Viyana’da hissettiği ait olamam duygusu, kendini eksik ve yetersiz hissetmesi okuyucuya geçmeyi başarıyor. Bir kitaptan başka bir kitaba gönderen eserleri daima sevmişimdir. Persepolis’de de Diyalektik Materyalizm, Mandarinlar ve İkinci Cins başta olmak üzere birçok önemli felsefe kitabına ve filozoflara, onların düşüncelerine atıf yapılıyor.
İran devrimi, Irak-İran Savaşı, siyasi mücadeleler, dini taraflar, devrimciler, baskı ortamı, değişen ideolojiler, radikal İslamcılık tüm gerçekliğiyle yansıtılmış. Savaşların ve baskıcı toplumların erkeklere oranla kadınları daha çok etkilediğini göz önüne alırsak bunları duyarlı ve eğitimli bir kadının dilinden okumak daha da etkileyici.

Savaş, kahramanlık ve şehadet kitapta büyük yer tutan temalardan. Savaşın zararları ve halkın şehit olmak hususundaki görüşlerine yer verilmiş ancak bu görüşün üstenci bir bakış açısı ekseninde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Kitapta yer yer Türkiye’den de bahsediliyor. Bu kısımları normalden daha da dikkatli okuduğumu söylemeliyim. Avrupai bir İranlı’nın Türkiye ve Atatürk hakkındaki görüşlerini görmek çok ilginç.
Persepolis, İran tarihine farklı bir gözle bakmak ve bir kadın hikayesi okumak isteyen herkes için oldukça keyifli bir çizgi roman. Çizimleri kesip biriktirilmek istenecek kadar hoş ve kendimizden izler görmemize müsait. Yazıya kitaptan en sevdiğim söz ile son vermek istiyorum.
“Ailemin bir kısmını kaybetmeme neden olan bir devrime şahit olmuştum. Beni ailemden ve ülkemden ayıran bir savaşı yaşamıştım… Ama gelin görün ki beni neredeyse bitiren basit bir aşk hikayesi olmuştu.” [1]
Kaynaklar
[1] Marjane Satrapi, Persepolis, Panama Yayınları, Ankara, Ocak 2017.









Cevap Yaz