Bütün insanlar bir şeylere inanmaya ihtiyaç duyar. Kimi zaman bunun adı burç, enerji, karma, Tanrı kimi zaman batıl inanç, hurafe, yaratıcı olur. Bazı insanların bir mit bazılarının ise bilim olarak kabul ettiği burçlar, insanın doğum anında Güneş’in hangi pozisyonda olduğunu gösteren göksel bir alanın sembolik ifadesi[1] olarak tanımlanıyor. Yani doğduğumuz esnada gökyüzünde yer alan cisimlerin konumları bizim burcumuzu belirlemiş oluyor. Burç sözcüğü aslen “güzel olmak, örtülerinden sıyrılmak, yükselerek görünür olmak” anlamına gelmektedir. Günümüzde ise Burçlar Kuşağı üzerinde yer alan on iki takımyıldıza verilen ortak ad olarak kullanılmaktadır. Bu on iki takımyıldız ise bildiğimiz üzere on iki burcu (Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık) oluşturur. Konuyla kısmen ilgili biri olmama rağmen açıkça söyleyebilirim ki burç ve astroloji konusu fazla karmaşık. Sadece Güneş burcu değil bir de Ay burcu ve yükselen mevzusu var ancak ülkemizde doğum saatini kesin olarak bilen insan sayısı çok kısıtlı olduğu için yükselen burç hepimiz için bir muallak.

Dünya tarihine bakıldığında hemen hemen her çağda burçlarla karşılaşmak mümkün. İnsanlar her zaman gelecekleri hakkında fikir sahibi olmak ve başka insanları tanımaya çalışmak konusunda meraklı olmuş. Yazının mucidi olan Sümerlerden kalan bazı belgelerde bile astronomi ve burçlar hakkında bazı bilgiler mevcuttur. Gök olaylarına bakarak kehanetlerde bulunmak, özellikle de felaketleri kestirmek, tarihte pek çok toplumda gözlenmiştir. Bunun ilk yazılı örneği Mezopotamya’daki Asur ve Babil uygarlıklarındadır. [2] Hemen her yıl “13. burç çıktı, burçlar değişiyor” gibi haberler çıksa da astroloji tarihinin başlangıcından beri 12 tane burç var (Çin ve Hint gibi bazı medeniyetlerde farklılıklar görülebilmektedir.). Hatta Sümerlerde dahi burçlar günümüzdeki sembolleriyle temsil edilmektedir. Mezopotamya geleneğinde gök cisimlerinin tanrı olarak kabul edilmesi burçların da önem kazanmasını sağlamıştır ve insanlar hangi burca aitse o burcun tanrısının etkisi altında ve himayesinde olduğuna inanmıştır.[3]
Yunan medeniyeti, Hinduizm, Çin, Mısır ve İran geleneği ve kutsal kitaplar (Eski Ahid, Talmut) burçlarla karşılaşabileceğimiz önemli tarihi, dini ve kültürel kaynaklardır. Bu kaynakların çoğunda burç ile din arasında bir ilişki kurulmaya çalışılmıştır ve burçların insanların karakterlerini etkilediği düşünülmüştür. Burçlar Tanrı/Tanrılar ile bağdaşlaştırıldığı için burçları ilaha ulaşmanın yolu olarak görmüşlerdir. Bunun sonucunda burçlar kehanet, dal ve büyüden ayrı düşünülemez olmuştur. Bahsettiğimiz bu medeniyetler dışında Türk tarihinde de burç ögesine rastlanmaktadır. İlk takvimimiz olan 12 Hayvanlı Türk takviminde insanlar doğdukları yıllara göre burç sahibi olur ve aynı yılda doğan insanların benzer özellikler gösterdiğine inanılır. Hatta bu özellikler de belirtilmiştir. Örneğin Sıçan Yılı’nda doğan kişilerin hareketli, konuşmalarıyla dikkat çeken ve sezgisel insanlar oldukları söylenmiştir.
Astrolojinin sözdebilim olarak kabul edilmesine rağmen bunca insan neden burçlara bu kadar körü körüne inanıyor? Neden tanıştığımız insanlara hemen burcunun ne olduğunu soruyoruz? Herhangi bir arama çubuğuna burcumuzu yazıp ilk çıkan sonuca tıkladığımızda uğurlu rengimizden veya uğurlu taşımızdan tutun vücudumuzun hasta olmaya yatkın bölgelerine kadar sayfalarca şey yazıldığını görebiliriz. Kimileri burçlara inanmayı rasyonel ve akılcı olmaktan uzak görse hatta burçlara inanan insanlar üzerinden baskı kurmaya çalışsa bile sevenleri neden kopamıyor? Burç yorumunu okumadan güne başlayamayan insanlar, karar alırken Retrolara göre hareket edenler, ilişki kuracağı insanları burcuna göre seçenler…

Bu sorunun cevabı astroloji tarihine bakıldığında çok açık. İnsanlar; başka insanlar, kendileri ve gelecekleri hakkında bilgi sahibi olmak istiyor. Neyi sevip sevmediğimiz, uğurlu sayımız, başak burçları çok titizdir, koç burçları kıskanç olur gibi klişeler bir noktadan sonra ucuz astrolojinin ürünü olarak ortaya çıkıyor. Burçlara inanmayan insanlar genelde burç yorumlarını çok muğlak olmakla ve insanları da bu muğlak ifadelere kanmakla suçlar. Biraz önce bahsettiğimiz klişeler ve muğlak ifadeler de her konuda olduğu gibi istismara açık bir alan astrolojinin kötü kullanılmasından kaynaklı.
Bütün insanlık tarihi boyunca burç ve burç gibi spiritüel konulara ilgi duyulmasının bence asıl sebebi, eğlenceli olması. Sessizliklerin kurtarıcısı ve derin sohbetlerin mihenk taşı olan burçlar eğlenceli bir konu. Herkesin sahip olduğu ve herkesin az da olsa hakkında fikir sahibi olduğu bir konu olması sebebiyle bütünleştirici bir etkiye de sahip.
Demiyorum ki herkes burçlara inanmak zorunda ya da burçlara inanmak saçmalıktır. Her şeyde olduğu gibi burç ve astroloji konusunu da çok ciddiye almamalıyız ve eğlenceli bir sohbet konusu olarak kalmasına izin vermeliyiz. Bunun yolu da klişelerden uzaklaşmaktan, astroloji, burç, doğum haritası kavramlarını anlamaya çalışmaktan geçmektedir.
[1] https://www.ntv.com.tr/yasam/burc-nedir
[2] Pannekoek, Anton [1961]. A History of Astronomy. New York, ABD: Dover Publications.
[3] https://islamansiklopedisi.org.tr/burc–astroloji










Cevap Yaz