Prince of Persia ismi bir zamanlar bilgisayar oyunu oynayanlara oldukça tanıdık gelecektir. Bu ismi duyduğum zaman hala gözümde direk olarak canlanan bir şey var; kum ve daha fazla kum. Geçmiş dönemlerde bir şekilde karşınıza çıkmış ve az da olsa bu oyunu oynamışsınızdır. Çeviri adıyla kralın evlat edindiği cesur destanın hikayesini oynadığımız destan, bu kez karşımıza bir çizgi roman karakteri olarak çıkıyor.
Kaderimizi Kendimiz Yaratırız
Bu sözlerle başlıyor çizgi roman ve kendi kaderini kendi çizen destanın hayatına konuk oluyoruz. Kralın kardeşinin güce olan tutkusu ve bu tutkunun bir sonucu olarak gözünün hiç bir şeyi görmemesi çizgi romanın gidişatını şekillendiriyor. İyilik kanadında ise güven ve pes etmeme duyguları ön plana çıkıyor. Her türlü zorluğa rağmen destanın amcası ile ilgili gerçeği ortaya çıkarmak adına kendi hayatından bile vazgeçecek durumlarda bulunması adeletin ve hakkın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kardeşlerinin olaya karşı tutumları ise kurgudaki farklı bir pencere. Bir taraf seçmeniz gerektiğinde elinizdeki verileri ölçer biçer ve kendi akıl süzgecinizden geçirirsiniz. Sonrasında ise nihai bir karara varmanız gerekir. Fakat eldeki veriler yetersiz ise, duygularınız ve hisleriniz yapacağınız tercihte büyük bir rol oynar. Sonunu asla tahmin edemeyeceğiniz bu yola sadece duygularınızla devam etmek ve birilerine güvenmek, ciddi bir sorumluluk ve cesaret ister. Bunun örneğini ise destanın üvey kardeşi Bis’te görüyoruz. Bir tarafta öz amcası, diğer tarafta ise üvey kardeşi. Bir tercih yapması gerekiyor ve belli noktalarda duygularına başvuruyor. Bu duygulardaki asıl belirleyici etken ise insanların o zaman kadar sağladıkları güvenilirlik duygusu. Belli ki Destan bu işin altından başarıyla kalkmış.










Cevap Yaz