Açlık oyunlarına benzer bir seri ararken karşıma çıkan kitap. Oldukça sürükleyici olan Kızıl isyan, distopya olarak tanımlayabileceğimiz bir gelecekte geçiyor. İnsan ırkı renklere bölünmüş ve en güçlü renk olan altınların kontrolünde yönetiliyor. Kızıllar ise en alt tabaka olarak görülüyor, madenlerde aç, susuz köle gibi çalıştırılıyor. Bu durumdan sıkılan, dünyayı değiştirmek isteyen ve altınlar tarafından terörist olarak görülen bir grup var, Ares’in Oğulları.
Aslında savaş istemeyen, kan dökülmesine elinden geldiğinde engel olarak düzeni değiştirmek ve tüm halklara özgürlük sağlamak isteyen bir grup Ares’in Oğulları. Planları ise şu; sıralı ameliyatlarla eşi Eo’yu kaybeden Darrow’u bir altına dönüştürmek ve onların arasına yerleştirmek. Tabii bu göründüğü kadar kolay olmayan bir süreç. İlk olarak geçirdiği ameliyatlar ile altın ırkın özelliklerine sahip oluyor, sonrasında onların kütürlerini, yaşayışlarını öğreniyor. Arka planda ise Darrow’a yeni bir altın kimlik kazandırılıyor.
Planın ilk kısmı tamamlandıktan sonra Darrow altınların bir ölçüde geleceğini belirleyen enstitüye giriyor ve bu kitabın asıl odaklandığı yerde enstitüde gerçekleşenler oluyor. Darrow burada altınlar ile dostluklar kuruyor, düşmanlar ediniyor ve adını duyurabilmek, başarısını kanıtlayabilmek adına elinden gelen her şeyi yapıyor. Nihayetinde ise başarılı oluyor enstitüde kazandığı başarı sayesinde köklü ve saygın bir aile tarafından seçiliyor. Tabii bu ailenin Mars’ın baş valisi Augustus olduğunu, bu kişinin ayni zamanda Darrow’un eşi olan Eo’nun da bir anlamda katili olduğunu eklemek gerek.
Gelelim kitapla ilgili düşüncelerime. Özellikle oldukça iyi bir dünyanın kurdulandığını söylemem gerek, yani en azından benim beklentilerimi fazlasıyla karşılayan kaliteli bir distopya oluşturulmuş. Elbette bu dünya oluşturulurken de birçok kitaptan ve tarihi olaylardan esinlenilmiş. Özellikle Roma İmparatorluğu dönemi ve o döneme ait yaşam tarzı ve kültürel değerler; olduğu gibi Kızıl İsyan dünyasında yaşatılmaya çalışılmış. Bunun dışında özellikle bu kitapta aşırı ağır bir Açlık Oyunları esintisi var. Bie yere kadar katlanılabilirdi fakat kitabın yarısından itibaren olay tamamen Açlık Olayları’na döndüğünde artık yeter dedim. Darrow’un enstitüde yaşadığı tüm maceralar Açlık Oyunları serisinin neredeyse bir kopyası gibi. Fakat serinin diğer kitaplarında gelişen olaylar, kurgunun biraz daha farklılaşması, bu benzerliği seriyi komple değerlendirirken az da olsa göz ardı etmemi sağladı diyebilirim.
Benim için oldukça eğlenceli, bir solukta çerez misali okuduğum, okurken de keyif aldığım bir kitap oldu. Serinin iki devam kitabı ile ilgili düşüncelerimi de ilerleyen zamanlarda sizlerle paylaşacağım.










Cevap Yaz