George Orwell’ın 1984’ünün oluşmasını saglayan kitap olarak bilinir Cesur Yeni Dünya. Aldous Huxley’in George Orwell’ın hocası olduğunu düşünürsek, öylesine ortaya atılan bir söylem olmadığının da farkına varırız. İkili arasında distopya ve 1984’ün incelemesi üzerine de bir mektuplaşma bulunmaktadır. Onu da direk paylaşalım. 1984’ün çıkışından bir yıl sonra yani 1949 yılında Aldous Huxley tarafından kaleme alınan mektupta George Orwell’ın 1984 üzerine bir incelemesi ve eleştirisi bulunuyor.
Bir Mektup
Sevgili Orwell,
Yayınevine kitabını bana göndermelerini söylemen çok kibar bir davranış. Kitabın bana ulaştığında, çok fazla okuma ve alıntı yapmamı gerektiren bir işle uğraşıyordum. Bu yüzden 1984’ü okumaya başlamam epey geç oldu. Kitapta yaptığın tüm önemli ve iyi eleştirilere katıldığımı söylememe gerek yok sanırım. Öncelikle kitabın ulaşmaya çalıştığı nihai devrimden bahsedebilir miyim? Politika ve ekonominin ötesine uzanan, bireyin psikolojik ve fizyolojik yıkımını amaçlayan bu devrim, kendisini Babeuf ve Robespierre’in tamamlayıcısı ve halefi olarak gören Marquis de Sade’de yer alır. 1984’teki yöneten azınlığın felsefesi, cinselliği aşan ve onu reddeden anlayışıyla mantıklı bir sonuca giden bir sadizmdir. Bence yöneten oligarşi, yönetimi ve güç için ihtiyacı olan arzusunu tatmin edecek daha az zor ve daha az zararlı bir yol bulacaktır, bu yol benim Cesur Yeni Dünya’da tanımladığıma benzer bir yoldur.
Son zamanlarda canlı manyetizması ve hipnotizmasının tarihiyle ilgilenme fırsatı buldum ve 150 yıldır dünyanın Mesmer, Braid, Esdaile ve diğerlerinin keşiflerini idrak etmeyi reddettiğini gördüm. Bir kuşak önceki materyalistler yüzünden ve biraz da önceden yaşayanlara saygıdan ötürü, 19. yüzyıl filozofları ve bilim insanları politikacı, asker ve polis gibi hükümet için çalışan pratik insanı ilgilendiren felsefenin sıradışı gerçeklerini araştırmaya istekli değiller. Bizim babalarımızın görmezden gelmelerinden ötürü, nihai devrimin gelişi 5–6 nesil ertelendi. Diğer bir şanslı tesadüf ise, Freud’un hipnozda başarısız olması ve onun hipnotizmi aşağılayan sonuçlar bulmasıydı.
Devrim, en az 40 yıl psikiyatriyi ilgilendiren hipnozla ilgili bu yorumlar yüzünden ertelendi. Fakat, bugünkü ruh çözümlemeleri hipnozla bütünleşti ve hipnoz daha kolay yapılmaya başlarken uyku haplarının kullanımıyla hipnoz süresi uzatıldı. Yeni nesilde, dünyayı yönetenlerin başlangıç koşullarını ve ilaçla gerçekleştirilen hipnozu hapistekinden ve kulüplerdekinden daha etkili bir biçimde devletin aracı olarak kullanmayı ve güç arzusunun ancak insanları zorla itaat altına alarak ve onların köleliği sevdiklerini varsayarak tatmin olacağını keşfedeceklerine inanıyorum. Başka bir deyişle, 1984’ün kabusunun “Cesur Yeni Dünya”da kurguladığım dünyanın kabusuna daha fazla benzeyen bir yapıya ulaşmasının kaderinde olduğunu düşünüyorum. Bu değişim artan verimin ihtiyacı olarak meydana çıkacak. Büyük ölçekte biyolojik ve atomik bir savaş varken, diğerinin kabusuna ve hemen hemen hayal edilebilir türlere sahip olabiliriz. Kitap için tekrar teşekkürler.
Saygılarımla,
Aldous Huxley
Distopik Bir Dünya
1984, Cesur Yeni Dünya’dan yola çıkılarak yazılmış bir kitap olsa da ondan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Özellikle günümüz dünyasını gözlemlediğimizde kitapta yer alan ifadelerin, gelecek kurgularının şimdiye ne kadar yakın olduğunu görebiliyoruz. 2+2=5 mottosunun halk tarafından sorgusuz kabul edilmesi, Büyük Biradere yine sorgusuz sualsiz yapılan biat vs.

Peki Huxley’in oluşturduğu, ideal devlet olarak tanımladığı Cesur Dünya nedir? Bunu en güzel anlatan kitaptaki ana karakterimiz Mustafa Mond’dan (İsmin belirlenmesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün rol alındığına dair düşünceler var) dinleyelim;
Dünya şu anda istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar.Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırılmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar. Herhangi bir sorun çıkması durumunda da “soma” var”
Son Söz
Genel hatlarıyla incelediğimiz zaman bazılarının oldukça güzel bir hayat diye tanımlayacağı bir dünya var Cesur Yeni Dünya’da. Acı yok, dert etmeniz gereken şeyler minimize edilmiş durumda. Öğrenmeniz gereken her şey uykunuzda ya da çocukluğunuzda verilen eğitimler ile halledilmiş. Sorumluluk duymanız gereken bir aileniz yok, eşinizle alakalı dert edecek bir şeyiniz yok çünkü bir eşiniz bile yok. Ne de olsa “herkes herkes içindir” ve bu yüzden bir eşe de ihtiyacınız yok. İstediğiniz bireyle istediğinizi yaşarsınız ve kimse de size bir şey demez.
Fakat insanların bu şekilde yaşamasını sağlayan şeyin ne olduğunu sorguladığımız zaman karşımıza oldukça güçlü bir algı yönetimi, yönlendirme, sınırlandırma ile birey iradesinin tamamen ortadan kaldırılması çıkıyor. Bu etkenler neticesinde insan nasıl kendisi olabilir, nasıl özgürce düşünebilir ya da hissedebilir? Bunu yapamadığı bir dünya da ise güzelliklerden ne derece söz edilebilir, bunlar sorgulanması gereken hususlar. Eğer bir seçenek hakkımız olsaydı ve Cesur Yeni Dünya’da tasvir edilen dünya ile şu an yaşadığımız arasında seçim yapmamız gerekse hangisiniz seçerdik? Hangisini daha özgür ve yaşanabilir bulurduk? Bence oldukça zor bir soru. Çünkü Cesur Yeni Dünya’da olduğu gibi yaşadığımız dünyada da iradenin kendimizde olmadığına ve farkında olmasak bile güçlü yönlendirmeler ile başkalarının istedikleri hayatları yaşadığımıza inanıyorum. Kapitalist düzen neticesinde onların istediği şeyleri arzuluyor, onların istedikleri gibi hissediyor ve onların istediği şeylere paramızı harcıyoruz. Mr. Robot dizisinde yaşadığımız dünyadaki algı yönetimiyle alakalı oldukça güzel bir kısım vardı. Onu paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum ve sizlere de aynı soruyu soruyorum;
Toplumda seni bu kadar hayal kırıklığına uğratan şey ne?
Bilemiyorum, hepimiz sırtından milyarlar kazandığını bilmemize rağmen Steve Jobs’ın harika bir insan olduğuna inanmamız mı? Ya da belki tüm kahramanlarımızın sahte olduğunu hissetmemizdir. Dünyanın kendisi bile büyük bir aldatmaca. Birbirimizi fikir gibi maskelediğimiz saçmalıklarla doldurmaktan, sosyal medyada samimiyet taklidi yapmaktan başka ne yapıyoruz? Yoksa buna oy verdiğimiz için mi? Hileli seçimlerimizden değil, mal, mülk ve paramızdan bahsediyoruz. Yeni bir şey söylemiyorum, bunu neden yaptığımızı biliyoruz. Açlık oyunları romanını bizi mutlu ettiği için değil, uyuşturulmuş olmak istediğimiz için okuyoruz. Çünkü bu gerçek bir acı, kendimizi kandırmayalım. Çünkü bir korkağız.
F..k Society.










Cevap Yaz