Yahya Kemal Beyatlı

Birdenbire kapı açıldı. Orta boylu, toplu, yuvarlak çehreli, güzel, derin bakışlı bir adam bilinçaltımdaki amfiye girdi. Gözlerime bakarak anlatmaya başladı. Tanpınar’ın deyimiyle bakmasının yegane sebebi ‘gözlerimde kendisini araması’ idi. Anlattıkları, milli mücadele ile başlayıp Fransız ihtilaliyle devam ettirecek kadar omuz omuzaydı.

Zil çaldı. Amfinin boşalmasını bekledim, aksine doldu; bilinçaltımın pencerelerinden Ahmet Haşim, Tanpınar, Nef’i, Galib, Nedim sarkarak benimle konuşmaya çabaladı. Dinledim, şaşkına uğradım, dönüp Yahya Kemal’e bakmaya çalıştım lakin O, dudaklarına iliştirdiği sigarasıyla çoktan uzaklaşmaya başlamıştı.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hocası Yahya Kemal ile ilgili yazdığı cümleleri ilk okuduğumda; zihnimde az evvel kaleme döktüğüm anlar gerçekleşmişti. Bunun verdiği haz ile saatlerce bir amfiden girebilecek Yahya Kemal’i düşünüp durmuştum.

Takvim yaprakları 1884 senesinin Aralık ayında duraksadığında, asıl adı ‘Ahmed Agah’ olan Yahya Kemal ile tüm evren tanışmıştı. Evvelden Osmanlı topraklarına ait olan Üsküp’te doğmuş şair, memleketi hasebiyle sevgili Ahmet Haşim tarafından ‘Arnavut Kemal’ olarak anılırdı.

Türk şair, siyasetçi, diplomat ve en mühimi büyük bir üstat olan Yahya Kemal, Türk edebiyatında “Divandan moderne uzanan köprü” mahiyetinde adlandırılan bir isim olarak Türk edebiyatı tarihinin mühim koltuklarına oturmuştur.

Muhafazakar bir anneye ve akşamcı, hovarda olarak adlandırabileceğimiz bir babaya sahip olan şair, ‘zıtlık’ kavramını hayata gelişinden itibaren tatmıştır. Tattığı bu kavram onu yetiştirmiş ve eserlerine yansımasına vesile olmuştur.

Mühim bir eğitim hayatı, güzel Paris’i, Dârüşşafaka Mektebi’nde, Medresetü’l-Vâizîn’de , Heybeliada Bahriye Mektebi’nde, Dârülfünun Edebiyat Şubesi’nde tarih, medeniyet tarihi, Garp edebiyatı ve Türk edebiyatı dersleri verişi geniş bir haritaya benzer yaşam çizmiştir gözlerimizde. Mamafih; Urfa, Yozgat, Tekirdağ mebusluğu yapmış, Varşova, Madrid ve Lizbon’da orta elçi sıfatıyla görev almıştır. Bir şaire yakışacak epey mesleği bünyesinde barındırmıştır.

Türk düşünce yapısına, kültürüne, kendine özgü modernleşmesine Yahya Kemal’in etkisi Türk edebiyatının görebileceği en süslü ve en nadir etkidir.

Şiirde bir dünya kadar görüşün peyda olduğu yıllarda Yahya Kemal’in mısraları pürüzsüz bir musiki cümlesi olma derecesine ulaşmıştır. Bu mısralarda her şeyden evvel Türk dilinin dehasını gösteren şair için Nihad Sami Banarlı çok etkilendiğim şu cümleleri söyler:

“Yahya Kemal, Servet-i Fünun şairleri gibi Osmanlı dili ile Avrupalı şiir söylemek hatasına düşmedi. Bilakis tam bir Avrupalı şair anlayışıyla “Türk’ün şiiri”ni söyleyebilmenin sırlarını araştırdı.”[1]  Tam da şimdi fark ediyorum ki araştırdığı sırların cevaplarını bulmuş ve pamuklara sarıp önümüze koymuştu.

“Esrar” mahlasını da bir zamanlar kullanmış şair için ellerimde neyin olduğunu düşündüğümde çıkmaz bir sokak karşıladı beni. Amfilerde; defalarca doğduğu memlekete aşık olan Yahya Kemal için Üsküp’te onun adına verilmiş ne bir sokağın, ne bir mahallenin olmadığından bahsedildi. “Niçin efendim? Niçin ona dair mekanlar bu denli az?” sorusu sorulup, tartışıldı. Kendisine ait bir enstitü, bir müze ve bir parka yerleştirilmiş heykeli olmasını unutmamakta faydanın olduğu belirtildi lakin alaya alındı.

Beni karşılayan çıkmaz sokağın ardından gözlerime Paris ilişti. 1847’de inşa edilen, Yahya Kemal’in de bir zamanlar müdavimi olduğu ve sanatçılar kahvesi olarak da bilinen La Closerie des Lilas’da şairin isminin bir masaya çakılmış olduğunu öğrendiğimde hissettiğim ilginç ve garip mutluluğu size anlatamam. 

Sanatçıların, ressamların, yazarlar ve şairlerin; oturdukları masaları, yaşadıkları evleri, bulundukları sokakları bilhassa belirtip halka fark ettirmenin Türk kültürüne yaşatacağı önem tahminimce fazla olacaktır.

Az evvel belirttiğim mutluluğu hayal etmek için, gözlerim tam da şimdi kapanıyor:

Paris’in meşhur ve epey sevilen kahvesi. Soğuk bir hava olduğundan açık alanda değilim. Elimde büyük Londra Gazetesi, bir gözüm kapıda diğer gözüm kahvemi bana getiren garsonda, üstadı bekliyorum. Siz de canlandırın rica edeceğim!

Kahvem epey hoş. Farklı ve alışık olmadığım bir tat, ama lezzetli. Hala bekliyorum. Artık gelmeyeceğine emin olduğum bir anda, kapının gıcırdayan sesi ile başımı sola çeviriyorum. Uzun paltosu, üşümüş hali ve elindeki kitabıyla hemen çaprazımdaki masaya oturuyor. Ve bir kahve söylüyor…

Gerisini pek hayal edemiyorum zira şairi yalnızca eserlerinden tanıyorken, okuruna nasıl yaklaşır bilemiyorum.

Lakin Tanpınar bizlerin tanımadığı Yahya Kemal için şöyle diyor:

Yahya Kemal konuştuğunda herkes susar, onu dinlerdi. O bir şey anlatırken sanki muntazam bir konser verilirdi!

Tam 136 sene önce bugün Yahya Kemal; bir köprü olmak, üstat olarak anılmak ve Türk edebiyatına yol göstermek için doğmuştur. 

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.

Sevgili şairin bu mısralarını her okuduğumda ölümün aslında tekrardan var olan bir yaradılış hikayesi olduğunu düşünür, Yahya Kemal’i minnetle anarım. İyi ki doğdun Beyatlı, iyi ki gönüllere bir yara açtın.

Eğer Paris’te olan varsa muhakkak sanatçılar kahvesine uğrasın, Aşiyan Mezarlığı’nın yakınlarında bulunanlar kendisine bir görünsün. Bendeniz, yalnızca  sesli bir şekilde şu mısraları okuyacak ve kendisine tekrar veda edeceğim:

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

 Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Kaynakça

  • [1] Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2, s.1176.
  • [2] Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Dergah Yayınları