Çoğumuzun Simyacı kitabı ile tanıdığı bir yazar Paulo Coelho. Yıllar önce okuduğum ve oldukça sevdiğim bu kitap, yazarına da ayrı bir sevgi ve saygı duymama neden olmuştu. Stefan Zweig, George Orwell gibi geçmişe iz bırakan yazarlara belki de bir nebze rakip olabilecek(Bu rakiplik olgusunu eserleri değil hâla yaşıyor olması sağlıyor tabii, yoksa tek kitapla Stefan Zweig olmak kolay mı?) Paulo Coelho ile aynı dönemde yaşamak bana mutluluk veriyordu. Fakat insanları tek bir olayla yargılamak ve nihai kararlar vermek ne kadar yanlış ise, bir yazarı tek bir kitabı ile değerlendirmekte aynı ölçüde yanlış kabul edilmeli.
Hayal edeceği, hedefleyeceği çoğu şeye sahip olan ve bunları bahane ederek hayatının sıradanlığından ve heyecansızlaştığından hayıflanan bir kadının eşini aldatmasını konu alıyor Aldatmak kitabı. Anlatım tarzı, olayların birbiri ardına örülme biçimi sayesinde de kadını bir şekilde haklı çıkarıyor ve kitap boyunca aslında yaptığı şey rahatsızlık verici olmasına rağmen; ister istemez kocasını aldatan kadının bir taraftarıymış gibi hissetmemizi sağlıyor. Bu noktada yazarın kaleminin gücünü söylemeden geçmemek gerek. Fakat benim takıldığım nokta şu; Aldatmak kitabı, birçok yönden Stefan Zweig’ın yıllar önce yazmış olduğu Korku adlı kısa öyküsüne fazlasıyla benziyor. Simyacı kitabı için bile bazı kaynaklarda farklı bir öykünün belli ölçülerde “copy-paste” hali şeklinde tabirler geçiyor. Üzerine bir de bu kitaptaki fazla benzerliği görünce ister istemez yazara olan güvenim azaldı. Oldukça iyi bir kalemi var, okurken insanı kitaba bağlıyor fakat iyi bir yazar olmak için bu yeterli mi?










Cevap Yaz