Albaya Mektup Yok  – Gabriel Garcia Marquez | Kitap İncelemesi

Albaya Mektup Yok, 69 sayfalık incecik tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Bunun öncesinde Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” kitabını okumuş ve oldukça beğenmiştim. Hâl böyle olunca, Gabriel Marquez ile devam kararı aldım ve “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabını okumadan Albaya Mektup Yok’a bir uğrayım dedim.

Bunun öncesinde yazarın tek bir kitabını okuduğum için, anlatım ve tarz bakımından bir karşılaştırma yaparken baz alacağım kitap mecburen Kırmızı Pazartesi olacak. Her iki kitapta da baskın bir duygu var, yalnızlık. Kırmızı Pazartesi’de adım adım ölüme giden bir bireyin yalnızlığını, Albaya Mektup Yok’da ise albay ve eşinin kuru ve soğuk yalnızlığına tanık oluyoruz. Bunun dışında her iki kitapta da sürükleyicilik merak duygusu uyandırılarak değil, anlatımın akıcılığı sayesinde sağlanmış. Kitaba başladığınız an sonunun nasıl biteceğini biliyorsunuz ve buna rağmen elinizden düşürmeden okuyorsunuz. Çünkü o kadar yalın, sade ve akıcı bir anlatım var ki, sonunu bilmenize rağmen okumaya devam etmek ve her cümlenin altını çizmek istiyorsunuz.

Kitapta 15 yıl boyunca bir türlü gelmek bilmeyen bir mektubu sabırla bekleyen bir albay ve eşinin hayatına konuk oluyoruz. Mektupta yer alacak şey ise eşiyle kendisinin (Tabii bir de horozun) açlığını ve yalnızlığını dindirecek olan emekli maaşı. Bu bekleme süresiyle alakalı albayın eşinin kurduğu bir cümle var ki katılmamak elde değil.

“Bir mektubu 15 yıl boyunca bekleyebilmek için insanda bir öküzün sabrı olmalı, sende olduğu gibi”

Evet, albay oldukça sabırlı ve daha da önemlisi inançlı. 15 yıl geçmesine rağmen inancını kaybetmeden her cuma günü postacının geldiği yere gidiyor ve her seferinde “bu defa geldi” anlayışıyla yapıyor bunu. Bu noktada karakterin yaşadığı hayata da bakmak lazım. Sefalet ve yalnızlık içinde eşiyle beraber yaşıyor. Çocukları bir yıl önce ölmüş ve ondan bir horoz kalmış. Bu horoz dışında da elle tutulur hiçbir şeyleri yok. Karınlarını doyurmak için sırayla evdeki eşyaları satıyorlar ve bu şekilde geçinmeye çalışıyorlar. Böyle bir hayat yaşarken içinde para olan bir mektubu beklemek aslında acziyet ve muhtaç olmayla alakalı bence. O gelmesi gereken parayı alabilmek için beklemekten başka çaresi yok ve o gelmesi gereken paradan başka geliri de yok. Bu yüzden albayımız elbette inanacak ve sabırla bekleyecek. Gelmeyeceğine inansa ve tek dayanağı ortadan kalksa nasıl yaşar?

Kitaptan Alıntılar

Kötü bir durumun en kötü yanı bize yalan söyletmesidir.


“Umut karın doyurmaz,” dedi kadın.


“Karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar,” diye yanıtladı albay.


Şapka giymiyorum, böylece onu kimse için çıkarmam gerekmiyor.


İnsanlık, bir bedel ödemeden ilerlemiyor.

Kelimeler dokunsun kalbinize.