Sıfır | Tunç Kılınç

Sıfır, Barış Özcan’ın Youtube kanalındaki Oku! adlı video dizisinde karşıma çıkmıştı. Kendisinin veya kendisini takip edenlerin seçtiği bir kitaptan en beğenilen yerleri okuduğu, oldukça güzel bir video serisi aslında. Seçilen kısımda geçen yazının beni vuran kısmı ise bir çocuğun anne ve babasına yazdığı bir mektuptaki şu cümlelerdi(artık aklımda kaldığı kadarıyla);

“Beni sizin oğlunuz olduğum için değil, beni ben olduğum için sevmenizi istiyorum.”

Yaşadığımız hayata, değer verdiklerimize baktığımız zaman aslında ne kadar doğru bir tespit. Annemizi, babamızı ya da kardeşimize daha farklı bir gözden bakarak onların içindeki asıl benliklerini keşfetmek ve ona bağlanmak yerine neden anne, baba ya da kardeş gibi sembolik ifadelere bağlanıyoruz? Sadece aile için değil, dostluklar arkadaşlıklar için de geçerli bu durum. Mesela neden yirmi yıllık arkadaşımızı sadece 20 yıldır bir şekilde hayatımızda kaldığı için seviyoruz ya da sevmek zorunda bırakıyoruz kendimizi? Kendimize neden gereksiz duvarlar örerek gerçeğin asıl kısmını görmekten men ediyoruz? Ben yirmi yıldır yanımda olan bir insanı sevmek zorunda değilim, yirmi yıl boyunca fark edemediğim bazı şeyleri tek bir anda farketmiş ve artık bir şeyleri değiştirmek istemiş olabilirim. Burada suçlu aramanın bir mantığı yok aslında. Bazı insanların hayatımızdaki rolleri bittiği an çıkmaları gerekir. Bazılarının rolü tek bir bakıştır, bazılarının rolü ise uzun bir ömürdür.

Aslında beni etkileyen tek cümle hakkında uzun uzun satırlar yazabilirim. Fakat asıl konumuza, bu cümleyi bünyesinde barındıran kitaba dönmeliyiz.

Üzülerek söylüyorum ki, kitap sadece bu cümleden ibaret iki yüz sayfalık bir çöp. Kitap bir kaza sonucu kendini Peponi adında garip bir yerde buluyor ve karşısına ardı ardına dünyada iz bırakan insanlar çıkıyor. Hepsi bir hayat dersi verip geri çekiliyorlar özetle. Keşke kitap yazmakla uğraşmak yerine birkaç tane tweet filan atsaydı sevgili yazarımız. (Öneri verecek konumda değilim aslında, haddimi biraz aşıyorum ama olsun o kadar:)

Takıldığım farklı bir nokta ise şu; Tunç beyin sürekli olarak Facebook canlı yayınları denk geliyor. Bir elinde içki bir elinde sigara arka fonda çalan bir müzik eşliğinde takipçileri ile sohbet ediyor. Artık yapılan şeyin adına ne kadar sohbet denirse. Takipçileri elbette 20 ya da 30 yaş üstü insanlardan oluşmuyor. Elindeki sigarayı şehvetle içişini gören küçükler de muhakkak var. Bir kitap yazarak insanlara kendi doğrularını anlatan bir yazarın bunlara da dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Oldukça başarılı olabilirsin, kalemin kuvvetli olabilir fakat yazdığın ve söylediğin şeylerin çizgisinde bir hayat yaşamalısın. Yazılan kitapların amacı ticari bir kaygı değilse ve Sıfır gibi bir içeriğe sahipse insan yazarından daha farklı bir bakış açısı bekleyebiliyor.

Kelimeler dokunsun kalbinize.