“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”
Amerikan tarihinde Irkçılık
Yıl 1955
Martin Luther King görevini bir beyaza devretmesi gerekirken bunu yapmıyor ve boykota başlıyor. Boykot tam 382 gün sürüyor ve sonucunda ırkçılık nedeniyle ortam o kadar gerginleşiyor ki, Martin Luther King’in evi bombalanıyor.
Yıl 1957
İlk olarak Mamatha Gandhi tarafından benimsenen, şiddetten uzak sivil itaatsizlik felsefesine dayanan ve ırkçılığın önüne geçmak amacıyla yapılan Luther King önderliğideki barışçıl gösteriler dünya gündeminde yankı bulmaya başlıyor.
Yıl 1960
Amerika’da hem siyahların hem de müslümanların sesi olan Malcolm X Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Afrikalı milletler hakkındaki resmi toplantıya davet ediliyor.
Yıl 1964
Hem Malcolm X, hem de Martin Luther King önderliğinde yürütülen ırkçılık karşıtı politikalar sayesinde Yurttaş Haklar Kanunu imzalanıyor.
Yıl 1965
Malcolm X, konuşma yaptığı esnada bir grup tarafından 39 yaşındayken öldürülüyor.
Yıl 1968
Martin Luther King, konuşma yaptığı esnada bir grup tarafından 39 yaşındayken öldürülüyor. Yapmış olduğu konuşmadan kısa bir kesit. Sanki son anları olduğunu biliyor gibi..
“Herkes gibi ben de uzun bir hayat yaşamak istiyorum. Ama ben sadece Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorum. O bana bu dağa çıkmam için izin verdi. Çevreme baktım, vaat edilen toprakları gördüm. Oraya sizinle beraber gidemeyebilirim. Fakat bu gece bilmenizi istiyorum ki, biz halk olarak, oraya ulaşacağız. Bu nedenle bu akşam mutluyum. Hiçbir şeyden endişelenmiyorum. Kimseden korkmuyorum. Gözlerim Tanrı’nın zaferini gördü!”
– Martin Luther King
Bülbülü Öldürmek, 1960 yılında yayımlanan ve Amerika’daki ırkçılığı eleştiren bir kitap. Kitaptan bahsetmeden önce ırkçılık faaliyetlerini eleştiren ve bu sorunun çözülmesinde ön ayak olan iki önemli kişinin hayatlarından önemli kesitleri, Harper Lee’nin eserinin nasıl bir dönemde yayımlandığının daha net anlaşılabilmesi adına paylaştım. 50’li yılların son dönemlerine kadar ırkçılık faaliyetlerini durdurmak adına çok ciddi gelişmeler yaşanmamış. Adeta toplumda bir kabulleniş hakim. Fakat 50’li yıllarda hem siyahların hak aramaya başlaması, hem de bazı beyazların dile gelen merhameti nedeniyle ırkçılık adına oldukça hareketli bir dönem diyebiliriz. Zira Malcolm X ve Martin Luther King bu dönemde ırkçılığın önüne geçebilmek için ciddi çaba gösteren ve nihayetinde de öldürülen iki isim. Buradan Bülbülü Öldürmek ile alakalı olarak; ırkçılığı konu alması itibariyle oldukça tehlikeli bir dönemde yayımlanmış ve kitabın yazarı Harper Lee ciddi bir cesaret örneği göstermiş.
Suçsuz da Olsa Ceza Kaçınılmaz
Bir tecavüz suçu nedeniyle zenci bir birey tutuklanıyor ve sadece formalite gereği bir avukat atanması gerekiyor. (Kim ne şekilde savunursa savunsun, toplum nezdinde siyahlara duyulan nefret nedeniyle zencinin alacağı ceza kaçınılmaz. ) O dönemdeki hiçbir avukat cesaret edip suçlanan zencinin avukatlığını yapmıyor, Atticus dışında. Karşılaşacağı her şeyi göze alan ve suçsuz olduğuna inandığı bir bireyi savunmaya kalkan Atticus ve özellikle çocukları, çok zor günler geçirmek zorunda kalıyor. Hem kendisi hem çocukları kaba kuvvete maruz kalıyor ve hatta çocukları ölümden dönüyor. Tüm bunlara rağmen çizgisini bozmayan Atticus inancından ödün vermiyor ve son ana kadar savunmasını gerçekleştiriyor. Fakat söylediğim gibi, yapılan savunma sadece formalite gereği. Bu nedenle Atticus’un tüm çabasına ve suçlayanların ellerinde net bir delil bile bulunmamasına rağmen zenci suçlu bulunuyor ve cezası da idamdır.
Zencinin suçsuz olduğunu bilen tek kişi elbette Atticus değil. Fakat hem mahalle baskısı, hem zencilere duyulan nefret hem de merhametsizlik nedeniyle Atticus dışında hiçbir beyaz iftiraya uğrayan zenciyi savunmuyor, savunamıyor. O dönem için önemli mevkilerde sadece beyazların bulunduğunu da düşünürsek, zencilerin serzenişinin ne kadar yetersiz kalacağını da tahmin etmek zor olmaz.
Atticus’un dik turan tavrı bana “Casuslar Köprüsü — Bridge of Spies” filminde Amerika tarafından yakalanan Rus casus Rudolf Abel’in anlattığı “Dik Duran Adam” hikayesini anımsattı. Yine bir avukat olan ve hikayesi Atticus’a oldukça benzeyen Donnovan gibi Atticus da her şeye rağmen bir başka dik duran adam..
“Çocukken, evimize bir adam gelirdi. Babam bana ‘Bu adama dikkat et’ derdi. Hep dikkat ederdim. Hiçbir şey yapmazdı. Bir gün, sınıra yakın evimizi partizan muhafızlar bastı. Annemi dövdüler, babamı dövdüler, babamın arkadaşı bu adamı da dövdüler. Adama dikkat ettim. Her vurduklarında yere düşüyor, sonra ayağa kalkıyordu. Daha sert vurdular. Gene ayaklarının üzerinde dikildi. Daha sert. Gene dikildi. Sonunda muhafızlar adamı döve döve öldürmekten vaz geçip gittiler. Ona ‘Stoikiy Muzhik’ dedik.. Sizin dilinizde “Dik duran adam” anlamına gelir. Sen işte öylesin.”
Son Söz
Kitapla ilgili kendi tecrübelerimden bahsetmek gerekirse, ilk olarak okumamın çok uzun bir zaman aldığını belirtmeliyim. Bunun nedenini tam olarak kestiremiyorum. Evet, okurken çok sıkıldım. Olayların bu denli yavaş ve bence biraz da kuru bir şekilde ilerlemesi kitabı elime alma sıklığımı negatif yönde etkiledi. Özellikle Goodreads’de yazılan kısa incelemelere baktığımda, kitaptan genel olarak alınan tadın tarafımca alınmadığından dolayı üzüntü duyuyorum. Bu nedenle 2020 yılı içerisinde kitabı tekrar okumayı düşünüyorum.
Tavsiye kısmıyla ilgili olarak ise; Amerika’daki siyah — beyaz ırkçılığını ve o dönemdeki toplum yaşantısını merak edenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Bunun dışında sıkılarak okuduğum için tavsiye skalamı maalesef şu an için fazla geniş tutamıyorum. Fakat temennim kitabı tekrar okuduğumda gönül rahatlığıyla herkese tavsiye edebilmektir.
Kelimeler dokunsun kalbinize..
Kitap Kapağı: Idefix










Cevap Yaz